Sunday, July 12, 2009

kariyer öyküleri: proleter

fotoğraf çektirmeyi oldum olası sevmemiştim. ne kadar uğraşırsam uğraşayım her seferinde istisnasız mal gibi çıkardım. tamam çok etkileyici bir dış görünüşüm olduğunu söyleyemem ama o fotoğraflarda sıfatıma şekilsizlik, mallığıma mallık katılmış halde objektiflere poz verdiğimi farkediyordum. fotoğraf benim mecram değildi şüphesiz. analogdan dijitale geçen teknoloji ise sadece ne kadar sığır gözüktüğümü daha erken öğrenmeme olanak sağlamıştı.
yine aynı sıkıntıyı yaşıyordum. sevimli insan kaynakları çalışanı "hepiniz önünüzdeki dosyalara gömüldünüz, şöyle bir kafanızı kaldırın da fotoğrafınızı çekeyim" diyerek elindeki her halinden pahalı olduğu belli olan kamerayı bana ve beraberimdeki sekiz kişiye doğrulttu. eski bir düşmanla bir kez daha karşılaşmıştım. yok artık. iş görüşmesinde de sığır çıkmamalıydım. ileride "yılın en başarılı yöneticisi" diye ekonomi dergilerine kapak olunca bu fotoğrafımı kullanabilirlerdi. paniklemiştim. etrafımdaki insanların nasıl poz verdiğine baktım. kimisi dirseklerini masaya koyup karizmatik bakışlar fırlatırken bir kısmı kollarını bellerine dolayıp güvenli ve yanına yaklaşılmaz bir tavırla kameraya bakıyorlardı. ben önümdeki masaya güvenmek istedim. üzerine ellerimi koyup kameraya baktım. masa güzeldi. ellerimi daha ileri koyarak biraz daha yayıldım. flaş patladığında masaya yayılmış, gülmekle gülmemek arasında tereddütte kalmış güvensiz bir sığır gibi gözüküyordum. hanzoluk bir yaşam biçimidir.
oysa mekan da yabancı değildi, biraz daha rahat davranabilirdim. ilk defa bir şirketle ikinci görüşmeye (ingilizce sınavını da sayarsak 3) çağrılmıştım ve bu kez kesin bir cevap alacaktım. ancak işler biraz daha katakulli muhteva ediyordu. zira şirket yöneticileri "biz ne uğraşıcaz siksinler birbirlerini" diye düşünmüş olacaklar ki karşılarına birbirini ezip işi almaya çalışacak dokuz işsizi nazilli bardakları gibi dizmişlerdi. karşılarında izzeti nefsimizi hiçe sayıp, ne kadar muhteşem insanlar olduğumuzu kanıtlamak adına coştukça coşacaktık. bunun için de önümüze esasında varolmayan bir şirkete ait satış grafikleri, müşteri şikayetleri..vs bulunan bir dosya verip bu şirketi yeniden şahlandırma planları yapmamızı istemişlerdi. evet. orta okulda frp oynayan arkadaşlarımla "lan oğlum sen evinde anana leydim babana lordum mu diyorsun" veya "abi ben derim ki bu sene okula servisle değil ejderhayla gidip gelelim" diye dalga geçen ben, olmayan bir şirketin problemleri üzerinde ciddi ciddi kafa yoracak ve bulmam beklenen yaratıcı çözümleri etrafımdaki mesai arkadaşlarımla paylaşacaktım.
yarım saatlik dosya inceleme ve bin asır gibi gelen fotoğraf çekimi süreçlerinin ardından konuşmalara başlamıştık. masa etrafındaki herkes "bence" "aslında" "şunu da düşünmemiz gerekir ki" ile başlayan düzgün cümleler kurmaya çalışıyor skik bir internet satış sitesini değil de g8 zirvesinde üçüncü dünya ülkeleri için kalkınma planı tartışıyormuşçasına kasılarak fikirler öne sürüyordu. arada yapılan işin saçmalığının farkına varan bir kaç kişi aşırı ciddiyet barındıran girişimlere kikirdeyerek cevap verse de, hiç kimse birbirini bozmaya çalışmıyor, çok saçma fikirler bile olgunlukla karşılanıyordu.
-arkadaşlar databaselerin acilen değişmesi gerekiyor bu konuda IT grubunun çalışması lazım
-evet. bir de şu kargo şirketinin sipariş teslimindeki gecikmeleri var. sanırım başka bir şirketle anlaşmak gerekiyor.
-çok doğru. bu arada arkadaşlar (politikacı gülümsemesi ile) müşterilerden çok fazla şikayet var, daha sık toplanmamız lazım. ehe mehe.
- ...
- ...
- ...
yaklaşık 10 saniyelik bir south park sessizliğinin ardından bir kaç küçük eklemeyle toplantı sona ermiş sunum yapılmış, şahsım adına hiç kimseye "yeter yapmacık yapmacık konuşmayın lan şurda godoşlar" diye bağırmadığım için ilk turu başarıyla geçmiş olduğumu düşünüyordum.
lakin işin pis kısmı yeni başlamaktaydı. genel müdür iş dünyasının o her zaman kulağımıza gelen acımasızlığıyla işçi adaylarına saldıracak ve tutarlı cevaplar bekleyecekti. bu kadar stres dolu bir ortamda saçma cevaplar ise kaçınılmazdı. onca iş görüşmesinde edindiğim "aşırı saçmalamama" yetimi kullanmanın tam zamanıydı ancak sırayla verilen cevaplar konsantrasyonumu dağıtabiliyordu:

"buraya gelmeden önce kafanızda büyük bir proje, gerçekleştirmek istediğiniz bir hayaliniz var mıydı?"
-BEN DATABASELERLE OYNAMAYI ÇOK SEVİYORUM !
+nasıl yani?
-bana verin kocaman bir database uğraşayım onla (aslında kendi bokumu da tokatlarım)
-ben iyi network şeyaparım. (biz de iyi şeyaparız)
-cep telefonlarındaki izleme olayını trafiğe aktarmak istiyorum (aferin)
-güzel bir oyun yazayım (yanlış adres)
+peki siz emrah bey?
-valla ben öyle spesifik bir hayalin peşinden koşmadım. ne iş verirseniz yaparım, görev adamıyımdır. (mal, karaktersiz, mal, karaktersiz, mal, mal, odun)

"buraya gelmeden önce şirketle ilgili web sitesinden ne bilgi aldınız merak ediyorum"
-ben ****** firmasının yazılım geliştirdiğini tahmin ediyorum (bir bok okumadım ama desteksiz de sallamak istemiyorum, bir çay daha alabilir miyim?)
-****** firması 1945 yılında ***** holding bünyesinde kurulan...
+tamam okumuşsunuz bir şeyler. sıradaki
-yanılmıyorsam 1945 yılıydı zannedersem...
-1945 yılında ****** firması...
-hiç unutmam, 1945 senesi..
+emrah bey siz?
-yazılım firması işte
+bu kadar mı?
-ben de başlayayım istiyorsanız 1945 diye
+yok sağolun
masaya dayadığım kollarımı artık kaldırmamın zamanı gelmişti zira genel müdür gözümün içine baka baka grubun ciddiyetsizliğinden dert yanıyor, gerekli hazırlıktan ne kadar yoksun olduğumuzdan bahsediyordu. yapacak bir şey kalmamıştı. kuvvetle muhtemel bu iş görüşmesinden de mağlubiyetle ayrılacaktım. görüşme bittiğinde "kapitalizmin anına koyum" diyerek binayı terkettim. iki sigarayı üst üste derin nefeslerle içtim. içimdeki sıkıntıyı dumanla paketleyip havaya bıraktım.

işe kabul edildiğimi ve gerekli belgeleri kısa zamanda toplamam gerektiğini bildiren görüşmenin ertesi günü sağlık raporunun çıkmasını beklerken vesikalık çektirmeye karar verdim. bari şirkete vereceğim fotoğraflar düzgün olsun istedim. garip aksanlı kadın "çekiyoruuuum" derken gülmek ve gülmemek arasında kaldım. yine sığır gibi çıkmıştım.

0 comments: