Thursday, June 9, 2011

way too gavur

tavır almaktan, alınmış tavırla mücadele etmekten çok haz etmemişimdir. zaten bu işler için fazla enerjim de yoktur. o yüzden bu alanda fazla bir başarım olduğunu söyleyemem. uğraşmama yoluna gitmişimdir. hele ki farklı bir ülkeye farklı bir kültüre gidiyorsanız, bu kültürün dinamiklerini, insanların o kültür kaynaklı ifade ve tepkilerini tanımıyorsanız zaten pek bir koruma veya koruma durumunu algılayabilme kapasitesi de söz konusu değildir. bütün bunlara rağmen ben başta donuza mesafeliydim, yemekhanede de sürekli sebze böreği, mantarlı makarna falan alıyordum. ama bir baktım adamlar aynı paraya kafam kadar etli patatesli soslu şeyler yiyolar. kartal tibet'in tarkan rolünde girdiği handaki çeyrek öküz yiyen adamlar, her yemek saatinde sarışın sakalsız şekilde civarımdaki masalarda beliriyorlardı. bir gün baktım hayvani sosisler soslar coşuyor gene, s.klerler diyip aldım yemeği. oturdum, çatağı sol bıçağı sağ elime aldım. hayatımda ilk domuz yiyişim değildi ancak domuzun yemeğin yüzdesinde ciddi bir paya sahip olduğu ilk yemeğimdi. domuz lezzet aracı değildi, karınımı bildiğin günahla dolduracaktım. "kendi bokunu yemiyodur ya, biz yemeyelim diye sallıyorlardır öyle" diye kendimi teselli ettim. önce soslu patates püresinin tadına baktım. sonra donuz mamülü gri sosisi kesip ağzıma götürdüm. çiğnedim, çiğnedim. çiğnerken de etrafımdaki insanların ne diye sünger yemeye bu kadar meraklı olduklarını anlamaya çalıştım.
"anına koyim bok gibi de tadı varmış" diyip kendimi zorlayarak yemeği bitrdim. içimde bir tabuyu yıkmış olmanın verdiği rahatlık ve bu rahatlığın beraberinde getirdiği cılız bir rahatsızlık hissiyle yemekhaneden dışarı çıktım. kapının önünde yazılan günün menüsüne baktım: vejateryan sosisi. nası canımı sıktı ya. sigara bile içmedim.

0 comments: