halbuki ilkokul ne masumdu. ne kadar acımasız olursa olsun, ne kadar gözünü kan bürümüş olursa olsun, hiç bir melek yavrunun yumrukları bir akranının ağzını burnunu dağıtmaya, sıfatında onarılmaz değişiklikler yapmaya yetmezdi. o küçük sevimli ellerin tutacağı en tehlikeli şey kalemtraş olmalıydı, o da çöp kutusunun başında sosyalleşmek, sınıfa şöyle bir bakıp sevimli bir şekilde sırıtmak için. masumdu ilkokul. kimse birbirini sınav notu için yargılamazdı. belki de öğretmenler de bunun bilincinde, yaptığım resimlerin de çizdiğim türkiye haritası gibi kötü olduğunu gözüme sokarak hayat bilgisi sınav notumu tüm sınıf ortasında afişe eder, "dışarıda onları neyin beklediğini bilsinler" diye düşünerek hayatta burnunu karıştırmış, osurmuş, defterini evde unutmuş olmaktan öte başarısızlıklar ve utanç kaynakları olduğunun bilinmesini isterdi. zaten bu hassas dengenin eğitim hayatı boyunca değiştiğini en açık şekilde lise sıralarında gözlemlemedik mi? ufak tefek adamların hadlerini aşan büyük osuruklarla dersin gidişatını oturdukları yerden değiştirdikleri, otuz küsür insanı pencerelere koşturduklarına şahit olmadık mı? böyle bir kudrete ister istemez saygı duyduk.
belki de yargılanma korkusuydu ilkokulda bizi masumlaştıran. belki de birbirimizi çocukluk masumiyetiyle sevdiğimiz için değil de nefretimizi iyi bastırabildiğimiz için hepimiz biribirinden farksız küçük mavi birer insandık. yargılanmaktan korkuyorduk ya düpedüz. nefretimizi bastırmamızı sağlayan, beni hoşlandığım kızın yanına oturan ve ders boyunca kalemkutusuyla şov yapan çocuğun kafasını strafor gibi okulun alçıyla sıvanmamış duvarlarına sürtmekten alıkoyan bu bastırma içgüdüsü sayesinde aslında nasıl birer insan azmanı olduğumuzu gizleyebiliyorduk. pek tabi o yaşlarda henüz gelişmemiş, henüz korkuyla arasına çizgi çekilmemiş bu otokontrol yoksunu mekanizma yüzünden bizi ne yapan varsa bastırıyorduk. vahşi olmak kadar aptal gözükmekten, dalga geçilmekten, hor görülmekten korkuyorduk belki de. yoksa teneffüslerde yakalamaca oynayan çocuk ne diye sol görüşlü öğrenci dövmek için üniversiteye girmeyi beklesin? ya da müzik dersine flüt getirmediği için dayak yiyen çocuk barlarda gitaristlik yapacağı güne çoktan hazır değil miydi, herkesin flüt getirdiği derse gitarını getiremiyorsa ne anlardı öyle sanattan? ya da işin aslını bilmeden bilgisayar mühendisi olmayı düşleyen ben, ne diye sosyal bilgiler dersinde düzgün harita çizmeye çalışayım ki ? takdir edersiniz ki götüme mi sokayım düzgün düzgün haritaları.
ben o zaman içindeki cevheri, nasıl bir insan olacağını bastıran insanlara anlayışla yaklaşmayı tercih ediyorum. bugün ulaşılan sonuçlar, beni başta düşündürse de artık normal karşılıyorum. sırf hepimiz 5 sene boyunca aynı şakalara gülüp aynı okuma parçalarını okuduk diye aynı adamlar olamazdık. çeşitlilik elbet kaçınılmazdı, kimisi daha erken yaşında evlenip sofrasını şenlendirmek için yemekteyiz takip ettiği, arkadaşlarıyla var mısın yok musun un finalini tartıştığı, kimisi akademik araştırmalarla yoğrulmuş ilim irfan yolunda serilmiş, kimisi de saçlarını jöleyle taçlandırıp bağrı açık gömleklerle altın zincirlerle süslediği bir hayatı seçmişti, hepsine ayrı ayrı şaşırıyordum ilk gördüğünde. "demek ki bunu bastırıyorlarmış, hiç de belli etmezdi be" diye düşünüyordum. herkes bastırıyormuş demek. peki ya sen? sen ****, sen ki okulda da hazetmediğim, dış görünüşünden çok sinir bozucu tavırlarıyla aklımda yer etmiş, tanıdığım hiç bir gün sivrilmemiş, standarttan ayrılmamış bir kızdın. facebook denen bok yüzünden gene çıktın karşıma. 12 yıldır görmediğim suratının yanında ileti adı altında saçma sapan cümlelerle hemen hemen hergün takip etmek zorunda kalıyorum seni. murat doktor oldu, ahmet faşist oldu, ayşe genetik bilimcisi. sen ne oldun peki ****, sen neyi bastırıyordun?
**** ******* is kanatlarım yok ama yinede meleğimmmmm:D
4 hours ago · Comment · Like
senin beynini sikeyim ****, aptallığın dışında ne katabilirsin şu dünyaya, bir de utanmadan, "dahi anlamındaki de ayrı yazılır"cıların yarattığı baskı yüzünden insanların dahi anlamında olmayan de leri bile ayrı yazdığı bir dünyada nasıl bu kadar beynini kapatmış, nasıl bu kadar herşeyden habersiz, saf, galiba bir melek, kanatsız bir melek gibi hem de. vay be.
Tuesday, May 12, 2009
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
1 comments:
güçlü yazmışsın. çok hoşuma gitti.
Post a Comment