Sunday, September 13, 2009

global ekonomik kriz ve proletaryanın çöküşü

altındaki torbaları uykusuzluk ve yorgunlukatan iyice şişmiş gözlerimi ellerimle ovuşturdum. bu yorgunluğa sebebiyet veren sürecin sonunda hedefime ulaşamadığım için iyice gerilmiştim.
olmuyordu.
şık giyimli bir arçelik satış sorumlusu, günlük işlerini yaparken on saniye daha fazla harcamasın diye yaklaşık iki buçuk saattir uğraşıyordum. mesainin sonlarına gelinmişti, üstelik günlerden perşembeydi. yani "ha gayret" diyip işe dört elle sarılmam için beni motive edecek bir haftasonu tatili yoktu.
sandalyemden kalktım. departmana çay getiren (ama çaycı olmayan) görevliyle haftasonu için iddaa kuponu yapan çalışandan çakmağını ödünç isteyip fenerbahçe maçına beraberlik oynamaları takdirde kuponun yatacağını söyledim. arkamı dönüp proje danışmanıma gözükmeden balkona çıktım.
artık günde üç tane sigara içiyordum ki o an henüz 2 deydim. altı üstü 1 saat zamanım kalmıştı ancak 1 sigara hakkım daha vardı.
işe benimle beraber girmiş fakat benim kitap okuyup müzik dinleyerek geçirdiğim 2 ay boyunca çalışıp işlerinde söz sahibi oldukları için artık stajyerlere iş verip patronluk yapabilecek kapasiteye erişmiş arkadaşlarımın yanına oturdum. sigaram bitene kadar kattaki tek kadın stajyerin sırtına, göbeğine ve bileğine yaptırmayı düşündüğü üç dövmeden ve vücudundaki bu üç nahiye için seçtiği üç şeklin nasıl da kendisini sembolize ettiğinden bahsettiği konuşmasını dikkatle dinledim. "sırtıma akrep yaptırıcam, e akrep direk ben, ben akrep burcuyum" dediği sırada kendisinin ve dünyadaki bütün akrep burcu vatandaşların vebalini sırtında taşıyıp taşıyamayacağını sorup oradan uzaklaştım. bu konuşmayı fazla üstelemememin ne kadar doğru bir hareket olduğunu ise ertesi gün aynı kişinin ailecek evlerinde sayısız pompalı tüfek barındırdıklarını ve abisiyle beraber kelebek tipli bıçak alışverişi yaptığını, ayrıca kendisinin biber gazını yeterli bulmadığından her daim bıçakla gezip, siyah kuşak seviyesinde bazı dövüş sporlarına hakim olduğunu öğrendiğimde daha iyi kavrayacaktım.
ramazan oruç dinlemeden yine önlerindeki çubuk krakerlere yoğunlaşmış mühendislerin oluşturduğu koridoru geçip sandalyesine kamyon arkası yazıları asan kadının masasından sağa dönmüştüm ki bütün sıkıntılarımın ilacını bir anda karşımda gördüm.
biraz önce bahsettiğim kadının sandalyesindeki "gücünün yettiği şey için dua edeceğine hayal ettiğine yetecek güç için dua et-- einstein" (bu kadının bütün yazdığı saçma şeylerin altına einstein imzası attığını ayrıca belirtmek isterim) yazısını aradan geçen 5 saniyeye rağmen hala anlayamamıştım ki, yalın'ın arkasında oturan kızın masasında bir adet otomatik şemsiye gördüm.
özellikle projesiz geçen zamanlarımda gün içinde düzenli olarak yaptığım aktivitelerden biri, komşu kübiğe gidip, oradaki boş masada kıvrılmış halde duran posteri iyice sıkıştırırak, yaklaşık 1.5 metre uzunluğunda bir ışın kılıcı elde etmekti. bu şekilde ışın kılıcı egzersizlerimi iş yerinde aksatmıyor, ayrıca jedi kimliğimi ikinci plana atmadan gücü kendi kariyer gelişimim için de kullanıyordum. ne var ki departman yöneticilerinden biri posteri oradan kaldırdığından kelli çalışmalarım sekteye uğramış, sigara tüketimim artmıştı. fakat şimdi önümde yep yeni bir fırsat vardı. derhal şemsiyeye uzanıp güdük boyunu bir anda uzatacak düğmeye basıp "şılaks" diye metal kısmın içine geçtiği borudan fırlamasını bekledim, ancak olmadı. bir kaç kez daha zorladım. "ablacım senin şemsiye bozuk, tutukluk yapıyo alet ama ben bunu tamir ederim" dedim. düğmeye basılı tutup şemsiyenin sapını gövdesinden ayırırcasına çektim ve nihayet yuvasından kurtuldu. bir kaç kıvrak bilek hareketiyle şemsiyeyi "vouvz, voink" efektleriyle havada salladıktan sonra eski konumuna getirip şovumu sıfırdan tekrarlamaya karar verdim. ancak..
zorlama esnasında şemsiyenin içindeki yaylardan birinin kırıldığını farketmiş olsaydım, şemsiyenin eskisine oranla çok daha şiddetli bir biçimde ileri atılacağını tahmin eder, o düğmeye basmazdım. ve o düğmeye basmasaydım, sıkıca kavramadan tuttuğum şemsiye elimden fırlamayacak, şaşkın bakışlar arasında ofisin tavanına büyük bir gümbürtüyle çarpıp aşağı kalmayan bir gürültüyle yere düşmeyecek, lisede yaşanan anlık sınıf sessizliklerinden bir tanesi bilmem kaç kişinin çalıştığı eşek kadar ofiste yaşanmayacak, civardaki insanlar bana dönüp olayı anlamaya çalışan meraklı bakışlar göndermeyecek, ben de mevzu bahis şemsiyenin sahibine hatamı telafi edeceğime dair söz vermeyecektim.
ortalama bir şemsiye olmuş yirmi milyon anasını satayım. olan yine vatandaşa oldu.

3 comments:

yigit said...

aptalsın APTAL

emrahozkan said...

sensin aptal

Unknown said...

mesut yar: arkadasinin semsiyesinin duzgun acilmasi icin seferber olan emrah isimli vatandas semsiyeyi acti acmasina ama.. bakalim o semsiye nerede, nasil acilmis ;) ;)