Sunday, September 6, 2009

paralel bir evrende

büyük bir futbolcu olsaydım. henüz beş yaşındayken babam tarafından annemin bütün engelleme çabalarına karşın mahalle berberinin hocasını tanıdığı kulübün alt yapısına yazdırılmış olsam, henüz 15'ime gelmeden sarı kırmızılı yetenek avcılarının dikkatlerini çekseydim diyorum. 17 yaşımda profesyonel sözleşmeyi imzalar, bir yıllık uyum süresinin ardından anadolu'da dişli bir takımın ilk 11'inde pişmek için kiralık olarak verilirdim. döndüğümde ise ilk iki maçtaki tutukluğumun ardından attığım gollerle futbol otoritelerinin alkışlarını alsaydım. artık genç yetenek değil yıldız oyuncu olmaya başlamış,ilk 11'in değişmez isimlerinden biri oluyordum. çarşamba-pazar maç trafiğinin ardından pazartesi günlerini takımdan ayrı düz koşu yaparak geçirsem, zaman zaman antrenmanı basıp futbolculara baklava yediren taraftarlardan köşe bucak kaçabilseydim. sonra salı olur çarşamba olur, maç olur.. parası da bol, en azından spor olurdu.
ya da büyük bir sanatçı olsaydım. henüz ilkokuldayken resim hocamın dikkatini çekmiş olup kendisi de eski bir sanatçı olan amcam tarafından lise sonunda yetenek sınavlarına sokulsaydım. üniversiteden çıktığımda barok olsun, kübik olsun, realist olsun her türden eserler veren joker gibi bir sanatçı haline dönüşmüş olsaydım. gelirim belli giderim belli, tuvali boyayı toptan alıp ucuza getirir, 3 haftada bir yeni bir akım çıkarırdım. evim ofisim olur, çok afederseniz ikea'dan döşediğim atölyemde ayıkladığım cıvırın haddi hesabı tutulmazdı. pazar günleri bob ross'u izler, pazartesi veya kafama göre salı güzelce bir vakitte yeni haftaya, tekrar çalışmaya başlardım. kendi işimin patronuydum.
veya büyük bir bilim adamı, gece gündüz etini kemiğini sinirini bilime adamış, zaman denen mevhumun hayatından kademe kademe çıkışına şahit olmuş, burnu kanayana kadar çalışmış, koyun boku çıkarır gibi patır patır akademik makaleleri döküverseydim, başarım ana haberlere konu olsaydı, ama ben zaman mekan nedir bilemeseydim..
olmadı bir imam, oduncu, pilot, asker.. günün hesabını yapmayacak, monotonluğa yerine göre yanaşmayacak, yok mu şöyle pazartesi sendromu yaşatmayacak düzgün bir meslek?
çok çalışmakla da zaman bükülmüyor ki anasını satayım.

0 comments: