ceketli döpyesli kravatlı kadın ve erkeklerin doluştuğu yemekhane her zamanki gibi havasız ve basık tavanlıydı. muadillerinden daha ucuz olduğu her halinden belli kokteyl masaları, kalitesizliklerini gizlemeye çalışan beyaz örtüler ve küçük tabaklara doldurulmuş cips çerez ve sigara börekleri altında kalmıştı.
ortalama bir iş günü için beklentilerin çok üstünde bir organizasyon söz konusuydu. zira normalde salata bar etrafındaki kısır koyma itişmesi dışında hiç bir hareketliliğin yaşanmadığı yemekhanede son on dakikadır "eye of the tiger" ve "final countdown" çalıyordu. biraz evvel bahsedilen erkekler kravatlarını biraz daha gevşetmiş, kadınlar ise çıkaramadıkları ceketlerinin içinde mekanın sıcaklığını iyiden iyiye hissetmeye başlamışlardı. yine de bozuntuya vermeden ellerindeki şarapları küçük yudumlarla içiyorlardı. komik olmayan şakalara yüksek kahkahalar atılıyor, götü boklu yemekhanemiz beyli hanımlı bir (evet yine) onikinci yüzyıl anadolu devletini andırıyordu.
ikinci biramın bitimine yakın neden son yarım saattir sürekli, ard arda eye of the tiger ve final countdown dinlediğimizi anlamıştım. kel kafalı takım elbeseli, kendinden emin duruşlu genel müdür mikrofonu eline alıp şirketteki organizasyon şemasının değişeceğini efendi efendi anlatmaya başlamıştı. ben ise müziğin etkisiyle gaza gelmiş ancak adrenalinimi birilerini yumruklayarak kullanamadığım için mal gibi kalmıştım.
konuşma başlangıçta genel olarak şirket içi genel memnuniyet hakkındaydı. bir de bazı departmanların beklenilenin çok üzerinde performans gösterip ciro bazında coştuğundan bahsediliyordu. departman ve kişi adı vermediği için boşlukları kendimle ilgili bilgilerle doldurmakta bir sakınca görmedim. evet. şirket benimle yepyeni bir soluk yakalamıştı.
yalan sohbetler, ellerinde şarap bardaklı takım elbiseli pazarlamacılar, hanzo gibi bira içen yazılımcılar. hepsi olağandı. yadırgamıyordum da. konuşma uzun sürdü. genel müdürün önünde toplanmış kalabalığın arkasından dolaşarak bir bira daha aldım. masanın üzerinde bir de şampanya şişesi duruyordu. gözümün önüne formula pilotuymuşçasına şampanya patlatıp kafasından aşağı boşaltan bir genel müdür, ya da bunu onun için yapan kendim.. fazla durmadım.
konuşma sıkıcı olmakla beraber sigara içilmeyen bir alandaydı. bir süredir sigaram yoktu. onu da sorun etmiyordum. kafama takılan bir tek husus vardı ki, o da bütün bu süre içerisinde konuşmacının yanında dikilen elli yaşlarındaki şortlu tişörtlü ve parmak arası terlikli adamın kim olduğuydu.
ilerlemiş yaşına rağmen ekim ayının orta yerinde, bir çok şık (en azından tutarlı giyinmiş) insanın arasına bu şekilde dalabilen bu özgüven bombası, sırıtarak insanları seyrediyor, arada ciddileşerek genel müdürü onaylayordu. bir süre sonra insanlar da bu ilgiye karşılıksız kalmayıp bu garip adamı izlemeye koyuldular. adam, nasıl desem, genel müdürden daha bir müdürdü.
sonunda konuşma bitti. mesele yeni bir organizasyon şemasıydı ve insan olup işten biraz kaytarmaya ihtiyacımız olduğundan değil de sırf bir kaç kişinin masası değişecek diye bu partinin verildiği yüzümüze vuruluyordu. ancak "çok güzel ciro yaptık" diye bağıran genel müdür, konuşması boyunca kendini en çok alkışlayan bilmemnebeyi çağırıyor beraber patlattıkları şampanyanın köpükleri saçılırken biraz önce hayatın anlamını saklayan adam da mikrofonu eline alıp "evet arkadaşlar daha coşkulu alkışlıyoruz" diyerek kendini bir anda mehmet ali erbil ediyordu.
arada "maaşlara zam demedim ki niye alkışlıyorsunuz ehe mehe" diye espri yapan bir genel müdür, yancısı, maskotu, zoraki alkışlar.. "padişahım çok yaşa" diye içimden geçirdikten sonra dönüp yanımda duran yeni mezun bir arkadaşıma "ahanda kurumsal şirketin iğrenç yüzünü görmüş olduk" dedim.
tekrar müzik yayını başladı. bu kez hadise - düm tek tek çalıyordu.
Wednesday, October 21, 2009
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
2 comments:
i) baya keyifliydi
ii) o parmak arası terlikli adam kimdir sonuç olarak
iii) şu öykülerin son cümlelerinin sıradanlığı bi saatten sonra fazla gösterişli olmaya başlıyo. bi el at cnmmmmm
mikrofon-ses sistemi gibi bişeylerle uğraşıyordu zannedersem
abi son cümleler öyle sanıyorum ki bi yere bağlayamadığımdan daha doğrusu çaresizlikten öyle oluyor
bi el atarım cnms...
Post a Comment