Sunday, January 31, 2010

yoğunluk

yine ortaokuldaydım. ama bu sefer benle ilgili değil. okuldan da bağımsız.
yazlıktayız, orta okulda olmamın da hiç bir önemi yokmuş şimdi farkettim.
her yaz olduğu gibi yine havuza girmenin sakıncalı olduğu 11-1 arasındaki 45 santigrad derecelik zaman dilimini küçük sitenin kullanışsız bakkalında geçiriyorduk. o yaz nereden geldiğini halen bilmediğim bir de ahmet abi eklenmişti bakkaldaki öğle sohbetlerine. eşek kadar adamdı, eşek kadar da bir sivilcesi vardı o yaz suratında. belki her yaz çıkarıyordur ama ben bir tek o yaz görmüştüm.
ahmet abi bizimle beraber voleybol maçlarına katılıyor, bakkala yardım ediyor, hatta komşu siteyle yapılan deplasman maçlarından bile geri kalmıyordu. kimdi lan bu adam? eşek kadar sivilcesi ve işlevsiz boyuyla filenin önünde durması, yalnızca rakip oyuncuların bir süre suratına şaşkınlıkla bakmasına sebep oluyordu. onun dışında kontrolsüz uzuvları yüzünden yarardan çok zararı dokunuyordu. muhtemelen herkes onu birinin misafiri zannediyor.. yok yok. bence benim dışımda herkes ahmet abi'nin kimin nesi olduğu bilgisine sahipti. ben fazla abartıyor olabilirim. olur mu lan öyle saçmalık herifin teki gelecek, iki hafta ortalıkta takılacak, kimse de sesini çıkarmayacak. s.kerler afedersiniz.
zaten bu adamın nereden geldiğinin de bir önemi yok. her akşam voleybol maçlarını takiben iddia konusu kolalar içildikten sonra söz bir şekilde dönüp dolaşıp ahmet abi'nin suratındaki sivilceye geliyordu. içi cerahat dolu şişkinliği önce dikkatle inceleyen emekli doktorlar, ilaç mümesilleri, eczacılar, kısaca hayatta yolu tıbbi ilimlerle bir şekilde kesişmiş herkes bu yanardağ bonzaisi hakkında yorum yapıyor, bir an önce bu lanetten kurtulması gerektiği yönünde uyarılarda bulunuyorlardı.
ancak ahmet abimiz, söylenenlere pek kulak vermiyordu. zira suratındaki sivilce iyice semirip kanlı canlı bir birey haline dönüşmüştü. "valla içinden ne çıkacağını artık ben bile bilmiyorum" diye söyleniyordu ahmet abi. zaman zaman küçük bir aynadan suratını kontrol ediyor "ulan daha ne kadar büyüyebilir ki" diye serzenişte bulunuyordu. ara ara müdahelesi de oluyordu. bir hafta sonunda kendini toparladı. eline bir şişe kolonya, yüklüce pamuk aldı ve umumi bir plastik masanın başına oturup suratındaki minik dostunu gırtlaklamaya başladı. ancak bu davetsiz misafir kolay kolay pes etmeycekti. irin kendini kana bulayıp damla damla dışarı atarken ahmet abi'nin "ananskim çok acıyo lan" ifadesi suratında bir tur atıp ses tellerine indikten sonra ağzından çıkıp havaya karışıyordu.
yaklaşık bir kaç gün boyunca bakkala ekmek almaya giren insanlar, dükkanın bir köşesinde, uzun boyuna rağmen oldukça az hacim kaplar pozisyonda oturmuş bir adamın ahlayarak suratını sıkarak fazlalıklarından arınmasına tanıklık ettiler. kimse de bu adamın suratındaki iltihabı kolonyalı pamukla silerek önce yanağına doğru yayıp ikinci bir hamleyle pamuğa hapsetmesine aldırmadı. çünkü hem ahmet, hem de günde 2 ekmek tüketen pek çok ailenin temsilcileri bunun gecikmiş bir karar olduğunun bilincindeydi. sonrasını hatırlamıyorum. bir kaç gün sonra gitmişti. sivilcesini öyle bir sıktı ki bütün benliği suratındaki bir yaradan havaya karıştı, adam enerjiye döndü demiyorum. tatili bitti, atladı bir otobüse, döndü memleketine.

blog a son yazı eklememin üzerinden elli gün geçmiş. çok fazla vaktim vardı diyemem. her ne kadar bahane etmek istemsem de ilk dört ayın aksine iş yerinde oldukça yoğun bir sürece girdim. aklımda sürekli olarak birşeyler yazmak vardı. ortaya çok kaliteli işler çıkardığımdan değil, sadece hoşuma gittiğinden. insanları da izlemeye devam ediyordum. sağolsun ofis de çok fazla malzeme veriyor, zaman zaman kendimi beş - altı kişilik bir grubu uzaktan izlerken yakalıyorum, onlar niyetimin bilincinde olmasa da kendimi kötü hissedip yanlarına gidiyor veya yerime oturuyorum. bu götü kalkık alışkanlıktan vazgeçmeye çalışsam da pek çok şey birikti ister istemez. ama yazmadım, her ne kadar onları kendim süsleyecek abartacak "nası olsa gerçek olmak zorunda değil" diyerek değiştirecek olsam da. özetle yazılmamış olmalarının da pek bir önemi yok. ama ben yine de çıktıklarında neye benzeyeceklerini bilmesem de ahmet abi'nin sıfatındaki cerahata geçmiş olduğu kıyağı kafamdaki pek çok fikir ve önemsiz detalaylardan mamül yaşanmışlıklara geçeceğim. kendime de bir iyiliğim dokunur belki.

0 comments: