Tuesday, December 2, 2008

yalnızlık araçları

sabancı üniversitesi kampüsü 2008-2009 güz döneminde benim için tarihinin en ıssız dönemini geçirdiğinden kelli gün içinde kendi kendime eğlenceler üretiyorum. bazılarını paylaşmak isterim:

pigastrodaki amca: fazla söze gerek yok. pigastroda her daim kasada duran, gün başına iki buçuk saat uykuyla yaşamaya devam ettiğini düşündüğüm kel ve boynu öne doğru bükük bu amcaya gidip de tostunuzun içine ketçap mayonez yerine salça istediğinizi söylerseniz o boyun daha bi eğiliyor. gündüz iskender satan müessesede geceleyin salça bulunmadığını iddia ediyor, yalan söylüyor olmanın verdiği hafif bir suçluluk duygusuyla. deneyin
bakk-al otomatları: odada bozuk para bulamayınca "ya sktiredin veresiye yazdırırız. ehe mehe" diyorum ki ilk bir kaç seferden sonra tepki alamamaya başladım.
su otomatları: 50 kuruş attıktan sonra tuşladığınız herhangi iki basamaklı sayı karşılığında 0.5lt lik saka su alabileceğiniz bu otomatların başında her seferinde bir kaç saniye, "hmm ne alsam" diye bekliyorum. etrafımda kimse yokken zararsız bi aktivite
help-desk alev: geçen gün "bu dvd lerin hepsini izledim ben" dedim. güldü.güldük. arada kafayı resetliyor galiba.
hevyitürü: nuri beni her gördüğünde "ya halo" diyor. "heyvitürü?" diye cevaplıyorum. nuri çok gülüyor. ben artık gülmüyorum.
turgut özal a benzeyen öğrenci: sinyal sınıfımda var böyle bi adam. keyifsiz günlerin kurtarıcısı, serbest piyasa ekonomisinin yılmaz savunucusu...
bratislav pantelic: adnan polat'a olan benzerliği yüzünden her gördüğüm yerde sessizce "başkanım bu sene uefa yı kaldırır mıyız" diye soruyorum. cevaplamıyor.

ha bir de arada ic de geziniyorum. köpüklü kahve'ye bakıyorum. fens/fass koridorlarında ders saatlerinin yakınından geçmeyecek zamanlarda yürüyorum. yemekhanede tek başıma oturuyorum. dia'ya gidip "ya bi mangal alsak da bi gün rakı-mangal olayına girsek" diye düşünüyorum. çimenlerde durup "bu sene şenliğe kim gelecek acep" diyorum. hiç eğlenmiyorum. içimde anlamsız bir hissiyat oluşuyor, tabiri caizse bir nevi "burulma". çok fazla üzerinde durmamaya çalışıyorum. ama hakikat, gördüğüm beyaz binaların her tuğlasında, ayak bastığım her çim alanda yüzüme vuruyor. geçen sene daha güzelmiş buralar. meğer bunlar buranın meşesiymiş..

5 comments:

tankut said...
This comment has been removed by the author.
Dead FM said...

2004 sonundan, yalnızlığın kışından bir görüntü: sabaha karşı 4buçuk olmuş, günde iki cümleden öteye geçmeyen bir muhabbetim olan oda arkadaşımın kokusundan bunalıp ders çalışmak için fakültelerde sınıf aradığım dakikalar (tüm sınıflar boştu ama ben okulun en ücra sınıfına gitmek istemiştim nedense). fass'ın alt katına iniyorum. dipte, ağızları birbirine bakan iki küçük anfi vardır, onlardan birine kuruluyorum (soldakine), laptopta death cab çalarken civilization in the west okuyorum. güzel hatırlıyorum o geceyi -biliyorum ki uzak görünen geçmişin tarihinin yeniden ve yamru yumru edilmiş bi halde yazılması değil bu; sahiden de baya baya mutluydum. esasen mutlu doğru kelime olmuyor burada sanırım, daha iyi anlatmaya çalışayım: uyku kafası vurmaya başlar o saatlerde, fassın ışıklarının yarısı sönmüştür. avluya çıkıp ice tea içerim ve hava da buz gibi soğuk. bu, ucuz resimlerle yalnızlığın yüceltilmesi falan da değil ha, biliyosun beni, yapmam öyle bişey. ama tuhaf, çocuksu bir güzellikte bi histi o gece fassta yalnızken hissettiğim. haftasonu gelince kız arkadaşımla taksim/bronx'a gidecektim muhtemelen. derslerim baya baya iyi sayılırdı (math, ns hariç). tek birayla sarhoş olabilirdim. üniversite yeni ve güzeldi, fassın duvarları eskimemişti gözüme. utangaçtım, insanlarla tanışmazdım. ama yalnız da sayılmazdım. öyle tuhaf bir histi işte. bu tuhaf hisse benzetebileceğim, aynı aileden sayabileceğim ve yıllar ötesinden seslenen bir his daha var ki; o da ilkokuldayken 80 kişilik sınıfımızın tamamı koşturarak beden eğitimi dersine giderken, kendimi sınıftan en son çıkmaya şartlamam sonucu herkesi birer birer gözden kaybolması ve hemen 20-30 metre ötede, koridorun ucunda olduklarını bildiğim halde beni bir daha dönmemecesine terk ediyorlarmış gibi hissettiğim; sınıfta yalnız geçirdiğim o 10-15 saniyenin nabzımı hızlandırdığını farkettiğim (cinsel hazza benzer bir histi bu) zamanlarda yaşadığım birşeydi. koca binada yalnız olduğuma kendimi inandırır ve bunun verdiği muhteşem yürek çarpıntısıyla sınıfta beklerdim -ta ki, bu 10-15 saniyeninin sonunda öğretmenin benim orada olmadığımı farkedip geri döneceği düşüncesiyle, koşan arkadaşlarıma yetişmek için tabanlarım kıçıma çarpa çarpa ilerlemeye başlayana kadar.

Dead FM said...

'yaşlandık ve her şey eskidi, meeeehhhh' temalı bir comment olarak algılanabileceğini farkettim şimdi :) varsın algılansın, niyetim o değildi.

tankut said...

evet. önceki yorumumu sildim.

Anonymous said...

of of of masterdayken iki yıl boyunca hissettiklerime çok benziyor bunlar.