güneş doğduktan sonra yatıp, güneş batmadan uyanma rutinine döndüğüm şu günlerde mezuniyet hedefime tökezleyerek ilerlemekteyim. dün yine saat sabah 8 i geçerken uyumaya çalıştım. lakin sabahın köründe çalan telefonun ucundaki kız, "işte seni saat 8 de uyandırmamı söylemiştin, ben de uyandırdım" diyerek önceki günüm bitmeden yenisini başlatma girişiminde bulundu. muhtemelen biri bir yanlışlık yapıyordu ve ben bu yanlışın bedelini uykumla ödüyordum. "kimsin sen ya" diye sordum. "seni 8 de uyandırmamı söylemiştin ya işte aradım" diye ısrar etti. yarı uyur halde konuşmaya devam ederek "ben kimim ya" diye sordum. biraz duraksadı. o anda ne kadar gereksiz bir işletmenin ortasında olduğumu anladım. "ö-ömer" dedi. "baya bi değilim ömer" dememle telefon suratıma kapandı. hayır, kendimi aptal hissetmiyorum da şu zeka gerektirmeyen, hiç bir yaratıcılığı olmayan "iyi muhabbet döndü hadi uyumadan önce rasgele bi numara çevirip birini uyandıralım" şakasından kim ne keyif alır, artı bu keyifsiz aktivite için niye benim uykuya tam dalmak üzere olduğum anı seçerler anlamıyorum. baya bir anlamıyorum insanları. bir de azerileri anlamıyorum. şöyle bir video buldum youtube da nasıl bir eğlence anlayışıdır bu, ne yapıyor bu adamlar? nasıl bir ruh halidir? at eti mi iyi geliyor, kımız mı kafa yapıyor? çıkmışlar üç kişi beton gibi birbirlerine baka baka şarkı söyleyip arada da yerde bir noktaya odaklanıyorlar. bir de kareografi tertiplemiş ruh hastası herifler..
neyse. tamamını yatakta geçiremeyeceğim için kısa bir uykuyla ortasından güne dahil oldum, geri kalanında da altından kalkamadığım bir yorgunlukla boğuştum. şimdi de kütüphanede biraz kendime geleyim, metabolizmamı toparlayayım diye içtiğim hapın etkisini göstermesini bekliyorken, aklıma yazlık yıllarıyla ilgili oldukça alakasız bir anı geldi onu paylaşmak istemiştim esasında yeni bir blog yazısı oluştururken. eski, paylaşmak diyorum da yanlış anlaşılmasın. herhangi bir nostalji öğesi barındırmıyor bu yazı, zira yarın sınav, mezuniyet stresi, tekrar zuhur eden mide hastalıkları derken yok okulun boş koridorlarıymış yok yurtlarmış, kütüphaneymiş, ıssız sabancıymış falan zerre sikimde değil, sadece şu an yaşadığım göt korkusunu bilirim ben. yazlıkla ilgili bir hatıra geldi aklıma, onu anlatıp kaçmak niyetindeyim.
volkan diye bir arkadaşım vardı, eskişehirliydi. aynı yaştaydık. 2 senede bir gelirlerdi yazlığa. aslında teyzesinin yazlığıydı o yüzden 2 senede bir gelirlerdi. belde güzel olduğundan değil de fazla alternatif yoktu zannedersem. neyse. bir gece oturmuş volkanlarda televizyon izliyorduk. 12-13 yaşındaydık diye hatırlıyorum. televizyonda şu "izleyin sipariş verin hemen teslim edelim" reklamlarından başladı. 6lı bir bıçak setiyle et sebze ekmek dağ tepe ekskalibur ne varsa takır takır doğruyorlardı. lazer teknolojisi mi ne varmış. biz de çok etkilenmiştik. ücretsiz sipariş hattını arayıp "babam cinnet geçirdi, annemi doğrayacak da piçak var mı acep" diye sorup kapatmıştık. yani o heyecanla muhtemelen otomatik yanıtlama sistemine çocukluğumuzu patlayıp kapamıştık telefonu ama baya eğlenmiştik. bu kadar.
neyse biraz toparlandım. az daha müzik dinleyeyim, ic de kapanır zaten.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
3 comments:
klipte kızı bi türlü ikna edemiyolar ya. içim kıyıldı izlerken.
gidip azerbaycan da vcd okumak varmış.
Post a Comment