Wednesday, November 19, 2008

dakik

ilkokul birinci sınıfın ilk haftasıydı sanırsam. öğretmen (o zamanlar kadın ya da hocam değil, atatürk'ten sonra en mükemmel insan: öğretmen) haftasonu için ödev vermişti. muhtemelen 1 den belli bir sayıya kadar ne varsa tamsayı halinde yazmamızı istiyordu. cuma eve geldim. karga'ya gitmek gibi bir planım olmadığı için oturdum ödevi yaptım. sonra kalkıp evin içinde bi tur attım. plastik topumu sağa sola tekmeledim. gözünü sevdiğimin sporu nasıl da anında insana kendini iyi hissettiriyordu! biraz terledikten sonra susuzluğumu gidermek için ağzımı musluğa dayayarak bir miktar su içtim. yapacak birşeyler bakındım ve televizyonu açtım. showtv star atv(opsiyonel) ve trt dışında fazla seçenek olmadığından kelli bir kaç çizgi film izleyip biraz daha top tekmeledim. evde futbol oynamanın alt katımızda oturan teyze tarafından tasvip edilmediğini öğrendiğimde "sonra neden hiç bir türk takımı avrupa'da kupa alamıyor diye sorarsınız" diye haykırarak kendimi sokağa attım.
"sosyalleşmek güzel iş, biraz halkın nabzını tutalım, erdoğdu mahallesinde ne gelişmeler var bi öğrenelim" diyerek çoğunluğunu 6-7-8 yaşlarında burnundan dudağının üstüne kadar kurumuş sümük bulunan ve berber masrafı olmasın düşüncesiyle birinci dereceden akrabalarca kelleştirilmiş çocukların oluşturduğu gruba yöneldim. "aha arap geldi" sözlerine aldırış etmeden sohbete katıldım. bir miktar din siyaset ve spor üzerine konuştuk. dayak yememek adına gizlediğim galatasaraylılığımı "ya öyle demeyin hakan şükür de iyi adam milli takımda gol attı geçen" diye arada açık etsem de din konusunda "olum allah istese buranın ortasından yanardağ çıkartır" diyerek etrafıma uyum sağlamayı bildim. siyasi konular ise nası oluyorsa bir şekilde atatürk'ün ne kadar muhteşem bir insan olduğuna ve bu güzel yurdu bizlere nasıl armağan ettiğine bağlanıyordu. ama bu hemfikirliğe rağmen kesinlikle benim açımdan bir tatmin söz konusu değildi. rahatsız edici bişeyler vardı. bakkal osman'ın kapısına astığı bir file dolusu plastik topa bakıp türlü frikik hayalleri kuramıyordum ya da gelecek planları söz konusu olduğunda "ilerde çok param olursa şu bakkalı alırım, bütün gün içinde çikolata yerim kola içerim ama satış da yaparım ki yeni mallar alabileyim" diyecek kararlılığı ve beraberinde gelen coşkuyu hissedemiyordum.
besbelli içimi kemiren birşeyler vardı. o haftasonu. ninja kaplumbağalar da keyif vermemişti zaten. ketçaplı makarna hiç bu kadar tatsız olmamıştı. beton zeminde futbol oynamaktan altı delinmiş ayakkabılarımı yerde sürüyerek bir miktar yürüdüm. misket oynayan musti'ye şöyle bir bakıp zamanında içinde bir deli yaşadığına inandığımız terkedilmiş binanın önüne oturmaya yeltendim ancak delinin gelip beni bıçaklayacağından tırsıp iki apartman yana geçtim. bir süre olduğum yere çöktüm. gözlerimi kapadım. "la velet sktir git kapının önünde otur" uyarısını "küfürlü konuşma döner sana gelir" diye cevapladıktan sonra yaşadağım apartman kapısının önüne doğru giderken düşünceliydim. buralardan gitsem çok mu mutlu olacaktım? aşağı mahalle uzak ama macera dolu bir alternatif gibi görünüyordu. peki gerçekten okuldan kaçıp oraya giden orta okullu abilerin bir bildiği var mıydı? bi langırt ve atari salonları var diye nirvanaya orada mı ulaşacaktım?
sonra anahtar kelime bir anda beynimde tekrar vücut buldu. "amaçsızlık". sıkıntımın kaynağını derhal anladım. cuma günü öğretmenimin verdiği ödevleri haddimi aşarak, ukalalık ederek, çalışkan bir öğrenci olmak adına, alacağım "yıldızlı pekiyi"leri düşünerek aynı gün içinde bitirmiştim ve istediğim gibi değerlendirebileceğim 2.5 günlük bir boşluk yaratmıştım. cuma günü ödev yapmak da neymiş! eski yunan'da olsa eminim ki bunu duyan biri "TANRILAR BUNUN İÇİN ADAM ÖLDÜRÜR" derdi. bir eşeğin sırtından yükünü alırsanız geriye ne işlevi kalır? hiç birşey. kendi hayatını amaçsızlaştırmak değil midir verilen işi verildiği gün yapmak?
çok değil, sadece 1 hafta sonra artık kendi kararlarımı kendim verebilecek olgunluktaydım. sabahları süt yerine şekersiz kahve için bir süre annemle kavga ediyor "ne koparsam kardır" diyip sütü şekersiz içiyordum. elde ettiğim bu güçle, hayatımı değiştirmeye verilen ödevleri aynı gün yapmayarak başladım. sonuç ise mükemmele yakındı. artık gün içinde kafamı takıp her dakikayı stressli ve değerini bilerek yaşamaya başladım. pek çok ödev ise başarıyla teslim edildi. gerçi 5 günlük fasulye deneyini son geceye sıkıştırınca küçük çaplı bir başarısızlık hissi yaşadım ama sorun değildi. hayatı dolu dolu yaşıyordum. amaçsızlık kavramı yavaş yavaş beni terkediyordu.
bugün ise insan hayatının seçimlerden ibaret olduğunu bir kez daha tecrübe ediyoruz. son geceye sıkışan sınav çalışmaları, teslim saatine değin bitmeyen projeler.. bu geciktirmelerin getirisi olarak da kafein ile çalışmaya başlamış metabolizmamız ve 2 saatlik periodlara yayılmış uyku düzenine inat açık durmayı başarabilmiş gözlerimiz..
güzel günler yakındır.

5 comments:

alimay said...

sen birinci sınıftayken atv yoktu, show tv de belki vardı. interstar ve trt vardı en fazla. adam ol götünden uydurma olduk olmadık.

ATV Kuruluş Tarihi: 9 Eylül 1993
SHOW TV Kuruluş Tarihi: 1 Mart 1992

alimay said...

neyse yazının geri kalanı güzelmiş erken yüklenmişim. böyle devam kardeşim (Y)

emrahozkan said...

atv(opsiyonel) onun için yazılı canım kardeşim. hatırlayamadım atv var mıydı yok muydu o sırada. ama kaptırmış gidiyodum konsantrasyonumu gereksiz bilgilerle dağıtmak istemedim
ayrıca kanal 6 da vardı sanırsam

emrahozkan said...

gerizekalı ben 1. sınıftayken sene 1992 eylüldü. s.kerim senin gereksiz saldırgan tavrını piç. şov tivi vardı
ben anasınıfındayken bile şov tivi vardı

Dead FM said...

arkadaşlar kavgaya gerek yok; 91-93 arası kurulan kanalları söyleyeyim size:

interstar, teleon, show tv, hbb, kanal 6, flash tv.