Sunday, April 12, 2009

lern mit uns

kadıköy'den eve dönmek üzere otobüse binmiştim. akşam sekiz olduğu için otobüs bir hayli kalabalıktı. geçip arka kapının önünde dikildim. 15-16 yaşlarında 4 tane hafif çılgın genç kızımız ücretlerini ödeyip henüz insanlar birbirlerine yapışmamışken otobüste dağıldılar. iki tanesi orta kapının diğer ikisi de arka kapının önündeki basamaklara oturdu. otobüs hareket edip indi / bindi olayları yoğunlaştıkça genç kızlarımızın seyahat düzenleri sorun olmaya başladı, ancak yetersiz olan oksijeni tüketmemek adına kimse birşey söylemedi, zaten söyleseler de toplum onları anlamamış olacaktı.
müzik dinlediğim halde gürültü yaptıklarını etraftaki insanların kendilerine fırlattıkları "suç bunlarda değil bunların ana babalarında" bakışlarından anlayabiliyordum. ancak bana giren çıkan olmadığından fazla umursamadım.
ayaklarımın dibine oturmuş iki kızdan sağdaki cebinden telefonunu çıkardı. kısa bir mesajı sesli harflerden tasarruf edip iyice kısaltarak tamamladı. göndereceği kişiyi seçmek için telefon rehberine girdiği anda gözlüklerimi düzeltme ihtiyacı hissettim.
zira ekranda şöyle birşey yazıyordu
Sena (terazi)
ilk başta terzi diye okudum, sonra terazi olduğunu gördüm. yine de bir anlam veremedim. acaba terazisiyle meşhur bir insan mıydı? veya çok şişman biriydi de arkadaşları onu böyle mi çağırıyordu, malum lise gençliği acımasız.
bütün listeyi tekrar açtığında ise olay çözülmüştü
Kadir (yay)
Kemal (boğa)
Melis (akrep)
anlayacağınız üzere toplum baskısından bunalan arkadaşımız, hayatına dahil ettiği kişileri alfabetik veya ortopedik sistem yerine burçlara göre ayırmış.
olay bana o kadar saçma geldi ki bir süre gülemedim. sonra neden böyle birşey yapmış olabileceğini düşündüm. aklıma gelen en mantıklı senaryo şu oldu: bu arkadaş her gün açıyor bir gazetenin astroloji sayfasını. sonra kendi ihtiyacını düşünüyor. mesela borç paraya ihtiyacı var. sonra bakıyor burçlara, Yay: bu aralar eliniz çok açık. hop, kızımız hemen kemal'i arıyor. bu stratejiyle de her daim kazanıyor. veya kendini toplumdan soyutlamış, bireylere değil yıldızlara inanmış, aramızda dolaşan bir hayalet olmuş. ikinci teorimin ne derece doğru olduğunu anlamak üzere bir deney tertipledim. ayağımla kızı dürtmeye çalışacaktım, eğer içinden geçerse harbiden de soyut soyut dolaşıyor, belki de bir yıldız kümesinin yeryüzündeki yansıması olacaktı. aksi durumda olmayacaktı. otobüsün viraja girdiği bir anda ayağımla hafifçe dürttüm. biraz öne kaykıldı. teorim çürümüş oldu.
üzerinde bu kadar kafa yorduktan sonra olay heyecanını yitirdi, yine gülemedim. harcadığımı düşündüm. en sonunda boşalan iki koltuğa geçtiler, ben de eve vardım. bu da böyle bir anım oldu.

3 comments:

Dead FM said...

atma lan, ilk teoriyi ben yazdım. hırsız.

emrahozkan said...

ulan te otobüste düşündüm ben onu
yalan mı söylicem

Dead FM said...

sus